Ana sayfa :: Haberler :: Arşiv :: 03.12.2008 - Ayetullah Hüseyin Kaimmekami ile röportaj
Yorumlar: 0

Ayetullah Hüseyin Kaimmekami ile röportaj

Alexander Görlach’ın Ayetullah S. A. Hüseyin Kaimmekami (HİM İslam Hukuku departmanı yöneticisi) ile Avrupa’da İslam hakkında yaptığı röportaj.
    Sayın Kaimmekami, Avrupa’da birçok insan Şeriattan korkuyor. Acaba bu korku, İslam inancında yer alan, tüm dünyaya yayılma ve kendini kabul ettirme felsefesinden mi kaynaklanıyor?
    Hayır, bu düşünce yanlıştır. Her şeyden önce Şeriat, çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda geçerli olabilir. Ama bu da yeterli değildir. Başka bir şartta, İslami kurallar sadece İslami bir toplumda uygulanabilir. Böyle bir toplumda Müslümanlar İslami kuralları kendi hayatlarında pratiğe dökmek durumundadırlar. Diğer dinler gibi, İslam da inananlardan kendi kurallarını uygulamalarını ister. Ama bu kişinin özgür iradesiyle gerçekleşmelidir. Kim bu kuralları yerine getirmezse o bir günahkârdır. Ama sadece Allah’a karşı sorumludur. Hiç kimse onu kişisel ya da toplumsal ibadetleri yapmaya zorlayamaz. Dolayısıyla İslam ancak demokratik bir ortamda hayat bulur. Yani İslami bir toplumda insanlar otomatikman Şeriat’a göre yaşarlar diye bir şey yoktur. İslam insanlardan, kendi kurallarını akıl yoluyla ve isteyerek kabul etmelerini arzular. Müslümanlar Şeriat dışında başka idareler altında da yaşayabilirler.
    Yani Şeriat kurallarına akılla ulaşılabilir demek mi istiyorsunuz?
    İnanç ile akıl ve bilim arasında İslam açısından asla bir çelişme yoktur. Allah insanlara akıl ve özgürlüğü bahşetmiştir. İnsan aklı vasıtasıyla ilahi kuralları anlayabilir, sonra isterse onları kabul eder, isterse reddeder. Kur’an ona bu yolda yol gösterecektir. Allah insanın yaratıcısı ve onu doğru yola iletendir. Allah’ın insanı yaratması, ona irade ve özgürlük vermesi ardından da din vasıtasıyla bunu tekrar iptal etmek istemesi mümkün değildir. Dolayısıyla biz inancın ve aklın kaynağının aynı olduğuna ve birbirlerini olumsuzlamayacağına inanırız.
    Öyleyse Şeriat sadece ilahi haklarla değil aynı zamanda insan haklarıyla da ilgilidir.
    Kesinlikle. bir din Alimi olarak benim görevimde hangilerinin değiştirilemez olan ilahi haklar, hangilerinin de değiştirilebilir olan insani haklar olduğunu araştırmaktır. Tarih boyunca dini normlar toplumların adetleri ve kültürleriyle iç içe girmiştir. Yani hiç kimse bir bakışta hangi kuralın gerçekte bir Şeriat kuralı olduğuna karar veremez. Bunun için ilmi çalışmalar gereklidir.
    Peki, İslam’da ilahi haklar ve insani haklar nedir?
    Şeriatta kişiyi ve kişinin toplumla olan ilişkisini belirleyen kurallar vardır. Bir de tüm toplumu ilgilendiren kurallar vardır. Her üç alanda aslında hem ilahi olana hem de insani olana aittir. Ama toplumun da temel yapı taşı yine insandır.
    İlahi olana bir örnek verebilir misiniz?
    Tüm ibadetler. Mesela namaz. Bunlar ilahi emirlerdir ve asla değiştirilemez ya da kaldırılamazlar.
    Şeriat kurallarının Avrupa hukuk sisteminde kullanılabileceğini düşünüyor musunuz?
    Hem evet hem hayır. Neden hayır, önce onu söyleyeyim. Daha önce de belirttiğimiz gibi Şeriat hem ilahi hem de insani haklarla ilgilidir. İnsani olan zamana ve mekâna bağımlıdır, dolayısıyla değişebilir. Aynı şekilde evet de diyebilirim. Ama tüm Şeriat kuralları için değil ve belli şartlar altında. Bir örnek vereyim: diğer dinlerde olduğu gibi İslam’da da ailenin yeri çok önemlidir. İslam’ın bu alandaki hukuk tecrübesi seküler hukuk sistemlerine entegre edilebilir. Hukuk sistemleri daima canlıdır, kendi kendini yeniler. İslam hukuk sistemine de herhangi başka bir sistemden herhangi bir konuda yenilikler getirilebilir ve uygulamaya konulabilir. Bu tür değişimler dinamik olan sistemler arasında daima gerçekleşebilir.
    Yani Müslümanlar laik batı ülkelerinde rahatça yaşayabilir?
    Tabii ki. Çünkü laiklik dinsizlik demek değildir. Laiklik çoğulculuk anlayışı üzerine kaimdir. Laik toplumlarda hiçbir din diğerinden üstün değildir. Herkes kendi inancını yaşamakta özgürdür. Bunun için hiçbir engel yoktur. İşte bundan dolayı Müslümanlar da batı toplumlarında inançlarını yaşayabilirler.
    Batıda boşanma, kadın hakları ve homoseksüellik yaygın ve yasaldır. İslam hukukunda ise bunlar söz konusu değildir. Peki, bu durumda Müslümanlar için hangi kurallar geçerlidir?
    Şurası kesindir ki nerede yaşıyorsak oranın kurallarına tabiyizdir. Tüm bahsettiğiniz bu şeyler toplumda herkes için geçerli olan ve Müslümanların da saygı duyması ve kabul etmesi gereken şeylerdir. Yani örneğin Müslüman kesinlikle bir homoseksüeli küçük görüp saygısızlık edemez. Kendi kişisel hayatında inancını yaşayabilir. Bazı kanunları eleştirebilirim ama onları çiğnemem söz konusu olamaz. Bir Müslüman İslami olmayan bir toplumda yaşayıp iyi bir Müslüman olabilir. Tabi ki Müslümanlar da yasal çerçevede kaldıkları sürece ibadetlerini yerine getirme hakkına sahip olduklarından emin olmalıdırlar.
    Müslüman âlimlerin çoğunluğu da sizin gibi mi düşünüyor?
    Kutsal metinlerin kelimesi kelimesine tercüme edilip uygulanması gerektiğini söyleyen âlimlerin yanı sıra, asıl önemli olanın, metinlerden çıkarılacak fikirler ve anlayışlar olduğunu ileri süren âlimler de vardır. Bu yorumlama işi İslami ıstılahta ‘İctihad’ olarak adlandırılır. Bugün yapılması gereken 1400 yıl önce söylenenleri tekrar etmek değil, onları şartlara göre yeniden yorumlamaktır. Ben de böyle düşünenlerdenim. Bazıları, ayetleri müstakil olarak yorumlama yolunu seçiyorlar. Ama biz her ayetin kendi bağlamında yorumlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu yaklaşım Kur’an ın da vurguladığı doğru bir yaklaşımdır.
    Peki, bu söylemlerinizle Avrupa’daki İslami topluluklar arasında etkiniz ne boyuttadır?
    Tüm bu ifadeler benim bir uzman olarak içtihad çerçevesinde söylediklerimdir. Yani bunlar benim kişisel görüşüm değil, bilakis İslami kaynaklara dayandırılan ve tüm Müslümanların kabul edebileceği görüşlerdir.
   Bu konuda Radikal Müslüman gençler hakkında ne söyleyebilirsiniz. Fikirlerinizden nasıl etkileniyorlar?
    Bunlar ne yaptıklarını bilmeyen gençlerdir. Medyada bunları daima radikal Müslümanlar olarak sunuyor. Ama aslında onlar Müslümanlar içinde küçük bir azınlıktırlar. Onlar her şeyi sürekli bağırarak ve öfkeyle halletmek isterler ve herkesin de kendileri gibi olmasını beklerler. Bazıları tüm Müslümanları böyle sanıyor ve tereddüde düşüyor. Ama Müslümanların çoğunluğu böyle değildir, medyaya da düşen akıl ve izan sahibi Müslümanların sesi olmaları, Müslümanların temsilcileri olarak bu çoğunluğu göstermeleridir.
    Avrupa’daki İslam’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
    Müslümanların toplumun diğer kesimleriyle ilişkisi değişik şekillerde gerçekleşebilir: Birincisi; Müslümanlar hala toplumda bir misafir olarak görülebilir ve bir vatandaştan beklenen sorumluluk onlardan beklenmeyebilir. Bu anlayış nefret ve çatışmalara yol açar. Diğer taraftan iki taraf da gerçeği görüp ortak çıkarlar etrafında toplanabilir. Müslümanlar Avrupa’da bir dönem misafir olarak yaşamışsa da bundan sonra misafir sayılmamalıdırlar, çünkü artık Avrupa’da 3.nesil Müslümanlar doğup büyüdüler ve oranın yerlisi oldular. İslam barışı ve tüm yaratılanlar için huzuru temsil eder. Benim için diyalog özel bir öneme sahiptir. Bu anlayışla diyebilirim ki Müslümanlar buraya çok uzun zaman önce gelmişlerdir ve demokratik toplumların bir üyesi olarak üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getireceklerdir.